Tecrübeye mi Yoksa Maaşa Göre mi Hareket Etmeli?

Tecrübeye mi Yoksa Maaşa Göre mi Hareket Etmeli?
Bilinmeyen Bilişim Kitabı

Girmek üzere olduğu iş için tecrübeye mi yoksa maaşa göre mi hareket edilmesi gerektiği üzerine gelen soruyu cevaplıyoruz.

SORU:

İyi geceler bir süredir blogunuzu severek takip ediyor.Sorular ve yanıtları elimden geldiğince okumaya çalışıyorum.2009’dan beri web,visual basic ve c# platformlarıyla ilgileniyorum.Ancak iki yıllık bilgisayar programcılığından yeni mezun oldum ve staj için başvurduğum şirket beni eleman olarak almak istedi.Stajımı naylon yapıyorum ve bitince şirketle görüşmeye gideceğim.Arkadaşım şirketin sadece 1000 tl maaş verdiğini söyledi.Herhangi bir şirkette çalışmadım daha önce şimdi sizce başka şirketlere mi yönelmeliyim yoksa şirket hamlığımı bu şirkette atıp daha sonra başka bir iş mi aramalıyım(sektörel)? bu ikilem arasında tıkıldım kaldım. Yani framework,oop,mvv konularına hakimim,html5,css,javascript ve bunun yanında c#’da crud işlemlerini rahatlıkla yapabiliyorum.1-2 senemi bu şirkette feda etmeye değer mi ? Cevabınız için şimdiden teşekkür ederim.Hoşçakalın.

CEVAP:

Hem bizzat kendimin hemde bir çok kişinin bu ikileme düştüğüne şahit oldum. Fakat bu zamana kadar cevapladığımız yüzlerce soru arasında bu tarz bir soru yoktu. Çok ciddi bir kitleye hitap etmesi açısından çok güzel bir soru.

İlk İş Tecrübesi

Ben liseden mezun olup üniversite sınavı için 1 sene dershaneye gittim fakat o sene sınavdan başarılı bir sonuç alamadım. Akabinde bizimkiler “tekrar dershaneye göndersek mi acaba…” diye düşünürken ben dershaneye gitmek istemediğimi ve çalışmak istediğimi söyledim. Bilgisayar alanında bir iş yapmak istiyordum fakat ne iş tecrübem nede bilgisayar alanında bir işte çalışacak kadar sağlam bilgim yoktu.

Bir bilgisayar iş ilanında ilk 2 ay eğitim verileceği, ondan sonra maaşlı çalışılacağı yazıyordu. Tam bana göreydi ve gittim başladım. İlk 2 ay kayda değer hiç bir şey öğrenmedik. Şirketi yeni kuran kişi bütün gün internette karı kız düşürmeye çalışıyor, arada bir iki bilgisayar işi çıkınca onu halletmeye çalışarak bir kaç basit şey öğreniyorduk. Netice olarak hem maaşsız, hem bir şey öğrenmeden hemde ulaşım ve diğer ihtiyaçları kendi cebimizden gidermek durumunda olmaya daha fazla dayanamayıp ayrıldım.

maaş verenAradan yıllar geçti, tabi bu arada hem başka alanlarda işlerde çalıştım hemde yazılımda kendimi geliştirdim. Dedim “Artık yaşımız ilerledi. Bundan sonra daha sağlam işler hedeflemeliyim“. Fakat bunun için bilgimi gösterecek bir şey yapmam gerekiyordu. 3 ay eve kapandım, sağlam bir yazılım projesi geliştirdim. Proje bittikten sonraki gün başvuru yaptığım isimli bir firma beni işe kabul etti. Maaş olarak da asgari ücretten 50 TL fazla bir para teklif etti. Bir yazılım firmasında tecrübem olmadığı için “burada tecrübe edinerek ya bu firmada yükselirim yada başka bir firmaya buradaki tecrübemi referans göstererek geçiş yaparım” diye düşündüm ve kabul ettim.

İşe gireli 2 ay olmuştu fakat 5 kuruş dahi maaş alamamıştık. Hatta buna rağmen “sen günde sadece 1 tane mi web sitesi yapabiliyorsun” şeklinde patrondan fırça mesajı geldi =) Fırça mesajına, uzun bir fırça mesajıyla karşılık verince iş yeriyle vedalaştık.

İş hayatına atıldığım günden bu yana 13 sene geçiyor neredeyse. Bu süre zarfında iş tecrübelerim de yaşadığım sıkıntıları yazarak anlatmaya kalksam kitap olur ve çoğu kişi okurken “yok artık, bu kadar da şanssızlık olmaz” der… Lakin bu tarz benzer sorunları bir çok yazılım, grafik tasarım yada benzeri işlerle uğraşanlar yaşamıştır.

İş İmkanı

Daha önce defalarca yazdım. Bilişim sektöründe kayda değer ciddi sıkıntı. Çünkü sağlam firmalar sağlam diplomalı kişileri işe alıyor, sağlam diploması olmayanlar sağlam olmayan firmalara kalıyor. O sağlam olmayan firmalarda çalışanlarını minimum şartlarda, çoğu zaman asgari ücrete yakın bir paraya ve sosyal hakları vermeyerek çalıştırıyor.

Patronların Zalım Kişiler Olarak Görülmesinin 5 Nedeni makalesinde maaşların düşüklüğü bölümünde de belirttiğimiz gibi, çoğu kişi bunu yapardı. Yani siz firmanızda bin TL ‘ye çalışacak adam bulabiliyorsanız ve bin TL ‘ye çalışacak adam sizin işinizi görecek ise gidip de 2-3 bin TL maaşla eleman çalıştırmazsınız. Empati yapacak olursak, neticede şirket sahipleri bu parayı isteyerek ve zevk alarak vermiyor. Onların elinde olsa para vermeden eleman çalıştıracaklar. Siz kalkıp da “ben bu paraya bu işi yapmam” deseniz bile “sen bilirsin koçum, piyasada bir sürü işsiz var, sen olmazsan başkası olur” düşüncesi ile rahattırlar. Siz de kabul etmediğiniz bin TL nedeniyle bir kaç ay işsiz kalıp, daha fazla para kazanamamaya dayanamayacak duruma geldiğinizde size ilk bin TL işi kabul edersiniz.

Bu noktaya kadar yazılanlardan da ziyadesiyle anlaşılacağı üzere içinde bulunulan durumun iki ucu boklu değnektir. Hangi ucundan tutmaya kalksanız pisliğe bulaşır, mutlu olmazsınız. Yani bin TL civarındaki bir işi kabul etseniz ve çalışmaya başlasanız, bir noktadan sonra yaşadığınız sıkıntılardan dolayı “ulan bu paraya çekilecek çile değil bu… Bilişimciyim lan ben… Kaç sene dirsek çürüttüm bu iş için… Ortaokul mezunu garson bile benden fazla para kazanıyor…” şeklinde düşünüp her gün sinirleriniz bozulur, yaptığınız işten de hayır gelmez. Kabul etmeseniz ve daha iyi bir iş arasanız, bu seferde işsizlik var. Aylarca doğru düzgün bir iş bulmak için evde oturan, iş arayan, üniversite mezunu olursunuz. Beraber yaşadığınız aileniz bundan rahatsız olur, yaptığınız her şey batar, psikolojiniz bozulur. Hatta bu bazen öyle bir noktaya gelir ki sırf çalışan kişi olmak için bedavaya çalışmak bile istersiniz.

İdeal Olan

iş bulmakBen bu zamana kadar o boklu değneğin iki ucunu da tuttum. Yani hem minimum şartlarda çalıştım ve iş yerinde mutsuz oldum hemde “bu paraya çalışılmaz” diyerek kabul etmediğim işlerden sonra aylarca işsizlik sıkıntısı çektim. Hatta bazen başka alanlarda maaşı fena olmayan işlerde karşıma çıktı. “Yazılımcı olmak için yıllarımı verdim, şimdi o yılları çöpe atıp yazılımdan başka iş yapmam” diyerek onları da kabul etmediğim oldu. Fakat hayat en büyük okul ve size çok güzel ders veriyor. “Şartlar benim istediğim gibi olacak” kafasında hareket ettiğinizde hayat size cevap olarak “yok öyle gülüm… Şartları ben belirlerim, sen eyvallah dersin” diyor ve eninde sonunda “eyvallah” dedirtiyor.

Bu yılların neticesinde hayat paraya odaklı hareket edilmesi gerektiğini öğretti diyebilirim. Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta “paraya odaklı hareket edin, bin TL maaş verenin teklifini kabul etmeyin, daha iyisini arayana kadar çalışmayın” değil. Her daim para kazanan kişi olmanız gerekiyor. Yani bin TL maaşı kabul etmeyecekseniz en azından “buradan bin TL maaş alacağıma gider garson olurum, 1.500 TL kazanırım” demeniz ve gidip garsonluk yapmanız gerekiyor.

İş yok, olsa bile benim vasıflarıma uygun maaş veren yok” şeklinde düşünüp kesinlikle evde boş oturmayın. 5 ay bile işsiz kalsanız bu 5 bin TL demektir ve o parayla çok iyi şeyler yapılabilir. Bunun yanı sıra rahatlık, boş oturmak bataklık gibidir. Sizi içine çeker ve rahatlıktan kurtulmaktan zorlanırsınız. Hepsinden önemlisi de başkaları gezip tozarken, paraları saçarken, kendi parasıyla aldığı arabayla takılırken siz “neden bende iyi şartlarda yaşayamıyorum” diye düşünür, aileniz tarafından baskı görür, psikolojinizi bozarsınız.

Bunlar ve daha bir çok nedenle “boş duran, çalışmayan” kişi olmamak için mutlaka para kazanmaya yönelik bir şeyler yapın. Bugün parasız iken size sürekli laf söyleyenler, sizi işe yaramaz olarak görenler yarın öbür gün cebinizden kendi paranızı çıkarıp onlara uzattığınızda, onların gözünde en kral siz olursunuz ve size söyledikleri tek laf sevgi ve övgü sözcükleri olur.

SONUÇ

Netice olarak benim tavsiyem bin TL maaşı kabul et. Fakat o işe kendini zorunlu hissetme. İş aramaya devam et. İlla 1-2 sene çalışmak zorunda değilsin. İşe girdikten 1-2 ay sonra daha iyi maaşlı bir iş bulursan hemen o işe geçersin. Fakat en azından 2 ayda 2 bin lira kazanmış olursun. Sakın işe girdikten kısa süre sonra “ulan daha işe yeni girdim, şimdi çıkarsam ayıp olur” şeklinde de düşünme. Firma sahipleri nasıl canları istediğinde eleman çıkarıyorsa, sende canın istediğinde işten çıkabilirsin. Şirket sahibi işten çıkarınca “profesyonel iş hayatı“, çalışan işten çıkınca “vefasız” mantığı güdenler kendisini kandırır…

Hepsinden önemlisi, sen ve senin durumunda olan kardeşlerim 2 yıllık mezuniyet ile kalmayın. Bir şekilde 4 yıllık üniversiteye tamamlayın. 4 yıllık Açık Öğretim bölümlerine sınavsız geçişler var. Girin onlara, hem bir işte çalışın hemde sınavlara hazırlanın. Netice olarak “4 yıllık mezunum” diyebilin. Tüm bunların yanı sıra kendinizi geliştirmeye devam edin. Vasıflarınıza vasıf katın. Önemli olan alın teriyle para kazanmak ve baktınız asıl meslek olarak gördüğünüzde para kazanamıyorsunuz, adam gibi para kazanabileceğiniz alternatif bir mesleğe yönelin. Umudunuzu yitirmeyin, çalışmaktan, kendinizi geliştirmekten vazgeçmeyin 😉

Bilinmeyen Bilişim Kitabı