Profesörün Kavanoz Hikayesi Sorusu

Profesörün Kavanoz Hikayesi Sorusu
Bilinmeyen Bilişim Kitabı

Meşhur “” ile ilgili soru soran kardeşimizin sorusunu cevaplıyoruz.

SORU:

1 gün1 prorsör derse gelir ders baslar hıcbırsey soylemeden onunne buyukce bır kavonuz koyar kavonozu alır azına kadar tenis topu ıle doldurur ve ogrencılerıne dolup dolmadıgını sorar ogrencıler ıtfakla doldugunu ıfade ederler bu sefer profosör onundeki kutulardan bır tanesınden alıdıgı cakıl taslarından kavonuza doker cakıl tasları tenis toplarının araladaki boşluğu doldurur öğrenciye tekrar dolup dolmadığını sorar onlarda evet doldu derler diğer kutuyu alır kum yavaşca kavanoza doker kumlarda çakıların arasındakı bosluğu doldurur tekrar ögrenye sorar doldumu diye öğrenci bir koro halinde evet doldu derler bu severde 2 bardak çayı alır kavanoza döker çayda kumların arasındaki boşlukları dodurur soru metindesizce prof öğrencilerine ne anlatmak istemiş

CEVAP:

Vay be! Soru & Cevap sayfasına böyle sorular gelme noktasına geldik mi … =) Normalde Kodcu Herif ‘in konseptiyle pek alakası olmayan bir soru olsa da cevaplayacağım ve cevaplama nedenimi yazının sonunda açıklıcam. Bu hikayeyi ilk duyalı aşağı yukarı 20 sene olmuştur =)

Profesör ve KavanozHikayenin en meşhur cevabı; Kavanozun sizin hayatınızı, tenis toplarının aile, anne, baba, sağlık gibi önemli olayları, çakıl taşları ev, iş gibi daha az önemli şeyleri, kum ise geriye kalan, “olmasa da olur” denebilecek şeyleri simgeler.

Dolayısıyla kavanozda sadece tenis topları olsa bile hayatınız dolu demektir. Önce çakıl taşları yada kum ile kavanozu doldurmanız durumunda tenis toplarına yani hayatınızdaki en değerli şeylere yer kalmaz. Bu nedenle hayatınızda her zaman önce aileniz ve sevdikleriniz olsun. Çay ise (ki o orjinalinde çay değil kahvedir) hayatın ne kadar dolu olursa olsun dostlar ve arkadaşlar ile her zaman 2 bardak çay içecek vaktin bulunabileceğini simgeler.

… mesajı alınmaktadır. Alınmaktadır diyorum çünkü bu hikayeden ben farklı mesaj alıyorum (onu da yazıcam). Öncelikle bu profesörün verdiği söylenen meşhur cevap aslında o kadar da gerçekçi gelmiyor bana. Yani cevaba göre günümüzde insanlar ailelerine vakit ayırabilecek iken işe gitmeyi tercih ediyormuş gibi bir sonuç çıkıyor. Bende istiyorum aileme ve sevdiklerime vakit ayırmak fakat günümüz maddi şartları buna izin vermiyor. Bir işe gitmek zorundayız ve istesek de istemesek de vaktimizin (hayatımızın) ciddi bir kısmını iş için harcamak zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla istesek de istemesek de hayatımızın tenis topları işimiz oluyor.

Benim cevabım ise daha kısa; Hayatta hiç bir şey göründüğü gibi değildir. Kavanozda sadece tenis toplarını görünce kavanozun dolduğunu ve başka bir şeyin giremeyeceğini zannedersiniz fakat çakıl taşları girer. Çakıl taşları girdikten sonra kavanoz doldu zannederseniz ve başka bir şeyin giremeyeceğini düşünürsünüz kum girer. Kum koyduktan sonra kavanozda kesinlikle yer kalmadığını ve başka bir şeyin kavanoza girmesinin mümkün olamayacağını zannedersiniz 2 bardak çay girer.

Netice olarak bir işi yapmanın, başarmanın hiç bir yolunun olmadığını zannedersiniz fakat o işi başarmanın her zaman bir yolu vardır 😉

SONUÇ

Bu soruyu cevaplamamın nedeni, bir olaydan, hikayeden, yazıdan alınabilinecek derslerin tamamen verende değil alanda olmasıdır. Dolayısıyla ben yazılarımda “yazılım zordur, sektörde sıkıntılar var ve para kazanmak kolay değil” derken bunu okuyanların yazılımcı olmayı düşünürken yazılımdan soğuması da kendi ellerinde, hırs yapıp daha kararlı bir şekilde başarmaya odaklanması da kendi ellerinde.

O kadar ironik ki, ben yazılımın zorluğundan bahsedince “yazılımdan soğutuyorsun, umudumuzu kırıyorsun” tarzında eleştiriler geliyorken, yazılımın avantajından bahsedince “herkesi yazılıma heveslendiriyorsun, sonra biz yazılımdan ekmek yiyemeyecez” diye eleştiriler geliyor =) Fakat ben bu zamana kadar ne soğutmaya nede heveslendirmeye çalıştım. Tek yaptığım bilgimi, tecrübemi aktarmak. Dediğim gibi mesaj verende değil, alandadır.

Benim yazılımın ve sektörel sıkıntılardan bahsetmem nedeniyle yazılımdan soğuttuğumu söyleyen kardeşlerimi görünce üzülüyorum. Yaptığım şeyin yanlış olduğunu düşündüğüm yada benim yüzümden yazılımdan soğudukları için değil, bir yazıyla yıkılacak kadar basit hayalleri ve hırsları olduğu için üzülüyorum. Benim için gerçek yazılımcı olma potansiyeline sahip kişiler, yazılımın ve sektörün zorluğunu bilerek daha büyük hırsla isteyen kişilerdir. Yazılarım vesilesiyle yazılımdan yada başka şeylerden soğuyan kardeşlerim, soğutan ben değilim, soğuyan sizsiniz.

Benimde hayallerim, planlarım, ideallerim var. Bunları söylediğimde bana da “yapamazsın, edemezsin, başaramazsın, işine git gel, ay sonunda maaşına, sigortana bak” diyorlar. Fakat benim ideallerim bir yazıya yada bir söze bakacak kadar basit değiller. Dolayısıyla ideallerim ile ilgili zorluklardan bahsedenlere kızmıyor, aksine basit olmadığını bilerek ve görerek daha büyük bir hırsla ideallerimi gerçekleştirmek için çalışıyorum. Çünkü biliyorum ki, bir sözle yada yazıyla eğer ideallerimden vazgeçersem yada ideallerimden soğursam, aslında ben o ideallere hiç bir zaman inanmamışım demektir …

Bilinmeyen Bilişim Kitabı