Patronların Zalım Kişiler Olarak Görülmesinin 5 Nedeni

Patronların Zalım Kişiler Olarak Görülmesinin 5 Nedeni
Bilinmeyen Bilişim Kitabı

İş dünyasında firma sahibi, kişiler her daim korkulası, çalışanlarını köle gibi kullanan, kendisinden nefret edilen, zalim kişiler olarak nitelendirilir. Her ne kadar bu düşüncenin haklılık payı olsa dahi çoğu zaman böyle olmasının nedenleri vardır.

Araştırmalar kanıtlamıştır ki bir insanın statüsü ne kadar artar ise yeteneği o kadar düşmektedir. Biz maddi anlamda statüsü düşük yani  olan kişiler olarak empati yapalım ve kendimizi patronların yerine koyarak düşünelim. Acaba biz patron olsaydık iş yerimizde çalışanları, bugün bizim çalıştığımız zor şartlarda mı çalıştırırdık ve neden, beraber göz fırlatalım…

Şirket Kurmak ve Piyasa Şartları

İlk olarak ön bilgi verme niteliğinde empati yapma ile başlayalım. sadece kendinizi yerine koyduğunuz kişinin içinde bulunduğu olumlu şartları değil, zorlukları da düşünmeyi gerektirir. Dolayısıyla sadece para sahibi olduğumuzu, maddi anlamda rahat bir hayat sürdüğümüzü değil, bu noktaya gelene kadar çektiğimiz zorlukları da düşünmemiz gereklidir. Bu nedenle 50 civarı çalışanı olan şirketimizin bu noktaya gelene kadar yaşadıklarımızı tanımlayan bir profil çizelim;

Öncelikle şirketimiz maddi rahatlıklar içinde başlamadı. İlk etapta şirketi kurarken çok düşündük, çok araştırdık, deli gibi kafa patlattık, kendimizi bu alanda eğittik, maddi imkanları zorladık, sıkıntılara girdik, risk aldık ve işimizi kurduk. Ardından herkes günde 8-9 saat çalışırken biz işimizi ayakta tutmak için günde 13-15 saat çalıştık ve şirketimizi bu noktaya getirdik.

Tüm bunların yanı sıra sürekli bir dünya vergi ödememiz, çalışanlarımıza maaş vermemiz, yaptığımız işi yapabilmemiz için gerekli olan ürün ve hizmetlerin ödemelerini gerçekleştirebilmemiz gerekiyor. Ayrıca ülkemizin iş gücü şartları itibari ile piyasada bizim için çalışacak bir sürü kişi var.

Şimdi tüm bu bilgilerin ışığında düşünelim ve eleman çalıştırırken bizler ne yaparız diye durumu değerlendirelim. Değerlendirmeye geçmeden öncede belirtelim, burada küçük yada orta büyüklükte yani bir kriz vursa batma potansiyeline sahip bir firma sahibi olduğumuzu düşünüyoruz, Türkiye ‘nin sayılı büyük patronlarından biri olduğumuzu değil 😉

Maaşların Düşüklüğü

Herhalde bir çalışanın en çok yakındığı durumlardan biri asla yeterli gelmeyen maaşlardır. Aslında bu maaş şartlarını yüksek oranda patronlar belirliyor gibi görünür fakat çok büyük oranda piyasa şartları belirler. Şöyle düşünün, eğer yapılacak olan iş basit ise yada piyasada bu işi yapabilecek niteliklere sahip yüzlerce, binlerce kişi var ise, başka firmalar o işi yapan kişileri düşük ücretlerde çalıştırıyor ise ve sizinde düşük ücrete çalıştırma imkanınız var ise hiç yoktan daha fazla maaş verir miydiniz? Yani özetle o elemanı bin TL ‘ye çalıştırma imkanınız var iken, “yok bin TL az, ben sana daha fazla vermek istiyorum” der miydiniz…

Eğer “olabildiğince fazla para verirdim” derseniz şu anda empati yapmıyorsunuz demektir. Zira firmayı ayakta tutmak, kılı kırk yararak hareket etmek, kısa vadede değil uzun vadede düşünmek yani ekstra vereceğiniz 100 TL’nin bile 1 yılda 1.200 TL olacağını, bunun da bir çalışanın 1 aylık maaşına denk olacağını düşünmek zorundasınız. Bu nedenle olabildiğince çalıştıracağınız elemanı minimum şartlarda çalıştırmak durumunda kalacaksınız.

Elbette ideal olan minimum şartlarda çalıştırmak değildir. Çalışanların “bu maaş şartlarında bir sürü iş var” düşüncesine sahip olmalarına neden olmamak gereklidir. O yüzden piyasa standartlarının bir tık üstünde maaş vermek, çalışanın o iş yerindeki maaş şartlarını kolay kolay bulamayacağını düşündürür ve işi kaybetmeme isteğiyle daha fazla çalışmasını sağlar.

Sert Olmak

iş verenYazının başında da belirttiğimiz gibi fima sahibi iş verenler genel olarak sert, kendisinden korkulan kişilerdir. Muhtemelen biz patron olsaydık çalışanlarımız ile çok iyi geçinirdik, gülüp eğlenirdik, enseye tokat, mabada parmak takılırdık değil mi…

Eğer bu şekilde yaparsanız bir iş yerinde temel gereksinim olan ciddiyeti kaybedersiniz. Ciddiyet beraberinde iş sorumluluğunu getirir. Eğer aşırı samimi ve rahat davranırsanız, bu çalışanların da daha rahat davranması, dolayısıyla işlerin gerektiği gibi yapılmamasına neden olur. Bu meseleyi imam cemaat ilişkisi olarak bakmak ve imamın zurna çalması durumunda cemaatin halay çekmesi olarak görebiliriz.

Sürekli sert olmakta çalışanların strese girip, tedirgin olmalarına, dolayısıyla hata yapmamak için potansiyellerini kullanamamalarına, bu da daha verimli çalışamamalarına neden olur. Robot gibi sadece verilen iş yapılır ve kayda değer bir ilerleme sağlanamaz. Bu nedenle hata yapmaktan korkmamalarını sağlayacak fakat hatanın bir kaç kez tekrarlanması durumunda bunun sorun olabileceğini düşündürecek şekilde tavizkar davranılmalıdır.

Çalışma Saatleri

Ülkemizde yasal olarak çalışma saatleri haftalık 45 saattir. Bu süreye gün içerisinde kullanılması zorunlu olan yemek ve dinlenme molaları dahil değildir. Bunları da dahil etmemiz durumunda haftalık çalışma saati 50 saat civarıdır. Bu nedenle büyük oranda çalışma saatlerini iş verenler değil, devlet belirler.

Siz “ günde 5 saat çalıştırırdım, zaten günde toplasan 5 saatlik iş yapıyoruz, geri kalanı boş geçiyor” diyorsanız yanılırsınız. Zira bir iş veren olarak kendisine para verdiğiniz çalışanın olabildiğince çok işiyle ilgilenmesini isteyeceğiniz için yasal hakkınızı da sonuna kadar kullanmak isteyeceksiniz.

Yinede insanın bir fiziksel ve zihinsel kapasitesinin olduğunu, aralıksız olarak saatlerce full performans almanın mümkün olmadığını göz ardı etmemek gereklidir. Bu nedenle işlerin az olduğu dönemde çalışana izin vermek yada ekstra bir süre dinlenip öyle çalışmasına devam etmesine imkan tanımak çalışanın verimini arttıracaktır.

Zam ve Kademe Adaletsizliği

Çalışanların en çok şikayet ettiği durumlardan bir diğeri bu olsa gerek. Yapılan zamlar ve verilen kademeler hiç bir zaman yeterli gelmez. Herkes aldığı zamdan ve kademeden çok daha fazlasını hak ettiğini düşünür. Zaten bin TL maaş alanda, 3 bin TL maaş alanda zar zor geçindiğini ve aldığı maaşın yetersiz olduğundan şikayet eder. Bu durumda “ben patron olucam yüzde 50 zam yapardım, benim gibi çalışan birini de müdür yardımcısı yapardım” şeklinde düşünülür.

Bu düşünce çoğu zaman sadece kendisinin çalıştığı, başkasının ise sadece boş durduğu zamanları düşünerek hareket eden kişilerin düşüncesidir. Zira bu düşüncedeki kişiler empati de yapamazlar. Dolayısıyla siz patron olsaydınız, kendinize asla çok yüksek oranda zam vermez, müdür yardımcısı yapmazdınız. Çünkü sizin gibi düşünen ve sizin standartlarınız da çalışan bir çok çalışan olurdu ve onları da görmek durumunda kalırdınız.

Bu tarz düşünce ve durumların önüne geçilmesini sağlamak için zam ve kademe öncesi ve sonrasında çalışan ile görüşme yapılması gereklidir. Zam ve kademelerin verileceği dönemde çalışanın beklentileri ve bu beklentilere sahip olmasındaki nedenler konuşulmalı, zam ve kademeler verildikten sonra çalışanın aldığı zam ve kademenin nedenleri çalışana açıklanmalıdır. Çalışan içten içe bir haksızlığa uğradığını düşünmemelidir.

Baskı Kurmak

patron olsamSert olmak maddesine benzer bir şekilde, yapılan bir işin daha iyi ve daha hızlı yapılması istenilir. Bu nedenle bazı patronlar “1 günlük işi 3 günde mi yapabiliyorsun, çok yavaşsın” yada “sen böyle mi iş yapıyorsun, bu iş kötü olmuş” gibi çalışanı strese sokacak şekilde baskı kurarlar. Bu da çalışanın “Bu ne abi?! Ben patron olucam çalışanlarımdan böyle saçma sapan, gerçekleştirilmesi imkansız taleplerde bulunmam.” şeklinde düşüncelere neden olur.

Lakin çoğu insan yaptığı işten daha iyisini ve hızlısını yapabileceğini ya bilmez yada çeşitli nedenle ile yapmaz. Dolayısıyla patronlar işin daha iyi ve hızlı yapılması için bu şekilde çalışanlarını kırbaçlamayı tercih eder. Yani sizinde çalışanlarınızın işi daha hızlı ve kaliteli yapması için bu yönteme başvurmanız muhtemeldir.

İdeal olan ise çalışanların işin daha iyi ve hızlı yapabilmesine engel olan unsurları konuşmak, çözüm üretmek, mümkünse çalışanın o işi daha hızlı ve kaliteli nasıl yapabileceğini uygulayarak göstermektir.

SONUÇ

Amaç burada “patronlar aslında melek gibi insanlardır, çalışanlar patronlarına haksızlık yapıyor” demek kesinlikle değil. Amaç sadece empati yapmak ve “ben patron olsam böyle yapmazdım” düşüncesine sahip olanları düşünmeye sevk etmek. “Bekara karı boşamak kolaydır” sözünde olduğu gibi patron olmadan, patron olunması durumunda yapılacaklar konusunda atıp tutmakta kolaydır. Yılbaşılarında bilet alan kime sorsanız kendisine para çıkması durumunda paranın ciddi bir kısmını yardım olarak bağışlayacağını söyler. Nedense hiç göremedik o yardımsever talihlileri… Bu kişiler arasında en dürüstleri kendisine büyük ikramiye çıktığında “karıyı boşarım” diyenlerdir. Zira onlardan çok görüldü.

Her şeyden ziyade çalışanlarını zor ve maksimum şartlarda çalıştırıp minimum maaş veren, buna karşılık kendisi bolluk bereket içinde, gününü gün ederek, kısacası çalışanlarını ezerek rahat bir hayat süren patronlar bu noktaya kadar anlattıklarımıza dahil kişiler değildir. Onlar tam anlamıyla zalım ve çalışanlarını köle gibi kullanan kişilerdir. Dolayısıyla bütün patronları aynı kefeye koymamak, çuvaldızı hep patronlara batırmamak, düşük statüdeki kişiler olarak empati yapma yeteneğimizi kullanıyor olmak gereklidir.

Son noktayı koymadan önce gayet güzel bir film olan Son Ders: Aşk ve Üniversite filminden bu sahneyi izlemek yazıyı tamamlayıcı nitelikte olacaktır. Olayı sosyalizm yada kapitalizm olarak değilde, bu noktaya kadar yazılanları düşünerek değerlendirmekte fayda var:

Bilinmeyen Bilişim Kitabı