Hiperaktif Olup Yazılımcı Olmayı İstemek

Hiperaktif Olup Yazılımcı Olmayı İstemek
Bilinmeyen Bilişim Kitabı

Hiperaktif kardeşimizin yazılımcı olmayı istemesine dair sorduğu soruyu cevaplıyoruz.

SORU:

İyi günler sitesnizde soru&cevap kısmını okurken bende aklımdaki soruları yazmak istedim. Ben de var yani yerimde duramıyorum ve bilişim okuyorum. Pek bir bilgim yok yazılım hakkında içimde de yapma isteği var ama bilgim olmadığı için yapma istediği de boş kalıyor. Benim asıl sorum ben ilerde okuyup yazılımcı olduğum zaman hep bilgisayar başında olacağımız ve evde ya da ofiste kalacağımız için işimden nefret etmekten korkuyorum. Bazenleri yazılımcılık dışında senaryo yazan biri olmak ya da sunucu olmayı da düşünüyorum ama bilişim okuyorum sizce ben ileride işimden nefret edermiyim yoksa hem yazılım ve aklımda olan şeyleride üniversite de okumalımıyım. Şimdiden teşekkürler sizide yordum

CEVAP:

Hiperaktiflik yani hiperaktivite bozukluğu 1994 yıllarında tanımlandı. Bizim toplum tarafından 2000 ‘li yıllarda ne olduğu anlaşılmaya başlandı. Toplumun yüzde 3-5 gibi ciddi bir kısmını etkileyen, dikkatsizlik, hareketleri kontrol edememe, sürekli bir yerde sabit kalamama, unutkanlık gibi belirtileri olan ciddi bir rahatsızlık.

Hiç bir rahatsızlık önemsiz, basit yada dalga geçilebilecek bir rahatsızlık değildir. Fakat özellikle bu hiperaktivite bozukluğu rahatsızlığı insanların iki yüzlülüğünü gösteren nadir hastalıklardan biri olduğu için benim ekstra dikkatimi çeken bir rahatsızlık olmuştur.

Hiperaktivite BozukluğuHiperaktiflik 90’lı yıllarda çok fazla kişi tarafından bilinmiyordu. Dolayısıyla hiperaktivite bozukluğu olan bir çocuk klasik tabiri ile yaramaz olarak kabul ediliyordu. Çocuk, yerinde duramadığında, sürekli koşturduğunda, dikkatsiz olup bir şeyler devirdiğinde ağzının ortasına bir tane çakılır, yerine oturtulurdu. “Bu çocuk yaramaz” denilerek tepki görür, ayıplanırdı. Fakat ne zaman ki hiperaktiflik tabiri ortaya çıktı, o zaman işler değişti. Hele ki “hiperaktif çocuklar zekidir, yüksek zekaları nedeniyle yerlerinde duramazlar ve bu yüksek zekanın yarattığı enerjiyi hareket ederek atmaya çalışırlar” gibi saçma salak bir şehir efsanesi ortaya çıktıktan sonra yaramaz çocuklar bir anda hiperaktif ve zeki oluverdiler. O güne kadar yerinde duramayan çocuklarını yaramaz diye tabir edip, uslu durması için ağzının ortasına çakan aileler, hiperaktiflik tabiri ortaya çıkınca “benim çocuğum hiperaktif, çok zeki olduğu için yerinde duramıyor” diye sanki çocuğu izafiyet teorisini bulmuş gibi övünmeye başladılar. Eskiden çocuk bir şeyi kırsa “Eşeğin oğlu! Dikkat etsene biraz!” deyip terlikle girişilirken, hiperaktiflik tabiri çıktıktan sonra “Ah be yavrucum… Ya bir yerine bir şey olsaydı. Dikkatli ol biraz.” gibi sevecen yaklaşmaya başladılar. Aynı şekilde eskiden yerinde sakince duran, kendisiyle gurur duyulan, uslu çocuklar içinde hiperaktiflik tabiri çıktıktan sonra “Ulan bu çocuk çok uslu, yoksa geri zekalı mı…” diye düşünülmeye başlandı. Hatta “oğlum sende koşsana evin içinde arkadaşlarınla” gibi yaramazlığa teşvik dahi edildi.

Bu nedenle hiperaktivite bozukluğunu değil ama insanların iki yüzlülüğünü çok komik bulurum. Hiperaktivite bozukluğu yaşayan kişiler zeki yada salak değillerdir. Hiperaktivite bozukluğunun zeka ile bir alakası yoktur.

Hiperaktif

HiperaktifYazılımcı olmak ile alakalı bu zamana kadar bir çok yazı yazdık. Bunların arasında bir kişide olması gereken özelliklerden bahsettik. Bu anlamda rahatsızlıklar arasında, yazılımcı olmak söz konusu olduğunda en sıkıntılı rahatsızlıklardan biri hiperaktiflik olsa gerek.

Çünkü yazılım yaparken saatlerce yerinizden kalkmadan oturduğunuz oluyor. Yapmakta olduğunuz bir şeyi, yapana kadar başından kalkmamanız gerekebiliyor. Bunun yanı sıra bir diğer çok önemli unsur ise acayip bir dikkat gerektiriyor. Bu anlamda çok dikkatli kişiler yazılım yapmak konusunda maça 1-0 önde başlar, normal dikkate sahip kişiler maça 0-0 başlar, hiperaktivite bozukluğu yaşayan kişiler dikkat problemine sahip oldukları için maça 1-0 geride başlar. Üstelik siz 3 büyüklerden biri iken karşınızdaki rakip Barcelona ‘dır. Ayrıca hiperaktivite bozukluğunun neden olduğu rahatsızlıklar arasında sabırsızlık vardır, ki yazılım sabır sınırlarını zorlayan unsurlarla doludur. Yazılımcı olmak ile alakalı sadece bu 3 unsur dahi hiperaktivite bozukluğu yaşayanlar için çok ciddi dezavantajlardır.

SONUÇ

Umarım bu rahatsızlıktan kurtulursun. Bunun için doktora gittin mi bilmiyorum ama mutlaka doktora git. Zaten doktora gitmeyip de kendi kendine “ben hiperaktifim” teşhisi koyman yada uzman olmayan kişilerin bunu söylemesi saçma olur. Hiperaktiflik, neden olduğu rahatsızlıkların belirtileri azaltılabilen bir rahatsızlıktır. Bu nedenle ilaç tedavisi görebilirsin. Buna ek olarak ailenin sana destek olması ve terapi görmen gerekiyor. Ailenle doktora gidip bu rahatsızlıktan kurtulman için yapmanız gerekenleri öğrenin.

Yukarıda da belirttiğim gibi yazılımcılık sana pek uygun görünmüyor. Bu nedenle bana göre yazılımcı olman zor ama bu birazda belirtilerin yoğunluğuna bağlı. Yazılımcı olsan bile, eğer hiperaktivite bozukluğun tedavi edilmez ise ileride yazılımdan nefret edersin. Çünkü işinin ciddi bir bölümünü oturup, bir ekrana dikkat kesilerek, sabırla yapman gerekiyor, ki bunlar hiperaktivite bozukluğunda görülen sorunlar.

Senaryo yazarlığı da düşünüyorsun, o da güzel fakat yazılımcılığın yanında yazarlıkta yapan biri olarak söyleyebilirim ki yazarlıkta ciddi dikkat gerektiren bir unsur. Onda da dikkat kesilip, saatlerce oturarak yazman gerekiyor. Sunuculuk diğer iki seçeneğe nazaran daha uygun görünüyor. Tabi o da dikkat gerektiriyor.

Rahatsızlığının belirtilerini ne derece yoğun yaşadığını bir paragraf yazı okuyarak bilmek mümkün değil. Gözlem yapılması gereklidir. Bu nedenle “şunu kesinlikle olamazsın” demekte pek mümkün değil. Senin öncelikli amacın bu rahatsızlıktan kurtulmak yada belirtilerini minimize etmek olmalı. Hangi mesleği icra etmeye karar verirsen ver, o mesleği icra edecek noktaya geldiğinde bu rahatsızlıklardan kurtulmuş olursan, o mesleği icra etmekte zorlanmazsın.

Bilinmeyen Bilişim Kitabı